abazapatates:

 Üşenmeyin, üşenmeyin de okuyun. Belki bir kızın duygularını önemsemeyi düşünürsünüz. 

Dokuzuncu sınıftım o zamanlar. İlk gün, kimseyi tanımıyordum. Bir nevi yabancılık çekiyordum. Dershaneden arkadaşlarımı gördüm. Hepsiyle aynı okulda okuyormuşuz. Hepimizde bir sevinç, anlatamam. En yakın arkadaşımın yanında gördüm onu. Tanıştık, adını söyledi. Kıvırcık saçları vardı, okka bir burnu. Kırmızı gömlek giymişti hatta. Hangi kız görse salyalarını akıtarak bakıyordu o’na. O, hiç kimseyi umursamıyordu. Bankta otururken yukarıdaki sınıf pencerelerinden kağıtlar önüne düşüyordu. Açıp baktığımızda bir sürü kız numaralarıyla karşılaşıyorduk. Ama, o kağıtları avucunun içinde top haline getirip ayağıyla fırlatıyordu.

Belki de bu özelliğini sevmiştim. Bilmiyorum, bilmekte istemiyorum.
Aynı servisle gidip geliyorduk. Sabahları benden önce bindiği için benim yerime oturup duruyordu. Bir gün yine orada oturduğunu gördüm,sinirlendim. ‘Yeter artık! Her seferinde seni kaldırmaktan bıktım, kalk yerimden.’’ dedim. Suratıma bir kaç saniye aval aval baktı. Uykuluydu, her zamanki gibi. ‘’Git başka yere otur, kızım. Banane.’’ dedi ve yatmaya devam etti. Sinirden kıp kırmızı olmuştum. En arka koltukta cam kenarında yakın arkadaşım otururdu, bende onun yanına otururdum. O da benim yan tarafıma otururdu. Ama, uykusu olduğu için beyefendinin bacaklarını uzatarak uyuyordu. Sinirlenecek bir şey yoktu ama duygusaldım işte bende. Gözlerim anında doldu. ‘’Lütfen.’’ dedim. kaşlarını çatarak suratıma baktığında başını kaldırıp çantasını aldı. Sağ tarafta ki cama başını yaslayıp uyumaya devam etti. Bende yerime oturdum ama içim içime sığmıyordu. Yolların bozukluğu yüzünden kafası ikide bir cama çarpıyordu. Homurdanıp tekrar gözlerini kapatıyordu. Bir cesaretle çantamı kucağıma koydum ve omuzundan tutarak kucağıma yatırdım. ‘’Oh be.’’ dedi ve yerine iyice sinerek gözlerini sıkı sıkı kapattı. ‘’Saçınla oynayabilir miyim?’’ dedim ne diyecekti bilmiyorum, şu zamana kadar kimsenin ellerini onun saçında görmemiştim. Duraksadı, omuz silkti. Parmaklarımı kıvırcık saçlarına geçirip karıştırmaya başladım. Bu yaptığımla birlikte saniyeler içinde uykuya dalmıştı. Okulumuz bir saatlik bir uzaklıkta. Bir saat boyunca bir kere bile ellerimi saçlarından çekmedim, gözlerimi kapatıp arkama yaslanarak bende uyudum.

Okula geldiğimizde saçlarını okşayarak uyandırdım. Gülümseyerek uyandı biliyor musunuz? O gün öyle geçti gitti.
Bir kaç hafta sonra benden bir yaş büyük bir çocukla sevgili oldum. Her yerde onu anlatıyordum, içim içime sığmıyordu. Çünkü; aptaldım. Çocuk bana ‘‘Pazartesi öpüşeceğiz yani ,sonunda.’’ demişti. Öpmedim. İyi ki de öpmemiştim. Ayrıldığımızda çok üzüldüm. Hep ağladım.
Serviste öyle ağlıyordum ki, nefesim kesiliyordu. Ama, o her zaman yanıma geliyordu. Göz yaşlarımı parmaklarıyla siliyordu, ya da peçete uzatıyordu. Bir kez bile ağladığımda yanımdan ayrılmamıştı. Bir gün ağlarken hayal kurdum. İkimizin sevgili olduğunu düşündüm. Biliyor musunuz, hayali bile içimde milyonlarca kelebeği harekete geçirmişti. Yakın arkadaşım dediğim kız her zaman, ‘’Aranızda bir şeyler olacak!’’ diyordu. Gülüp geçiyordum. İstiyordum, yaralarımı saran adamı istiyordum.
Çok aç birisiydi. Sabahları iki boyoz yemeden doymazdı. Öğlen aralarında kocaman çift dürüm yerdi. Benimde o zamanlar takıntım olmuştu bir çikolataya. Çilekli milka.
Ne zaman çilekli milka yesem isteyen hiç kimseye vermiyordum. ‘’Her şeyi isteyin ama çikolatam dan uzak durun!’’ diye uyarıyordum herkesi. Öyle de oldu, kimseye vermemiştim. Ta ki, ellerimle ona çilekli milkam dan yedirene kadar. Her gün aldığım çilekli milka yı o gelmeden yiyemiyordum. Bir tane çikolata kaldıysa eğer yarısını ona ısırtıp, yarısını ağzıma atıyordum. Servise bindiğimizde en arkada duran ikili koltuklara oturup müzik dinliyorduk. O kadar güzel müzikleri vardı ki, kısa ve öz derdim, hep. Birisi onun müziklerine, ‘’Bunlar niye bu kadar az?’’ dediğinde bana seslenirdi. Hiç bekletmeden bağırarak, ‘’Kısa ama öz o müzikler.’’ derdim. Hoşuna giderdi bu yaptığım.
Evimize kadar olan uzun yolda eğlenceli şarkılar dinler, eve yaklaştığımızda hüzünlü şarkılar dinleyip dertleşirdik. Zamanında sevdiği bir kızı anlatmıştı bana. Yargısız sualsiz dinledim. Aile sorunlarını anlatmak istemiyordu ama bazen arada patlak veriyordu. Yine dinledim. Aslında, hiç kıpırdamadan onu dinleyebilirdim. Bakışlarında ki hüzün o kadar çocuksuydu ki. Bazen, ailesiyle ilgili olayları anlatırken gözleri dolardı. Çehresine inen bir damla göz yaşını hatırlıyorum. Hızlıca silmiştim. 

Bana bonibonlu milka almıştı. Servisçi bizim aramızda bir şeyler olduğunu anlıyordu, hep dalgaya vuruyordu. Serviste bir sürü dedikodu çıkmıştı. Servisçi bir gün bana, ‘’Milka paketini ne yaptın kız?’’ dedi. ‘’Koleksiyonum var ya abi, onun oraya koydum’’ dedim halbuki çantamda en sevdiğim kitabımın arasında duruyordu. ‘’Yarın getir de bir bakalım, aptal aşıksın sen içine yazı yazmışsındır.’’ dedi ve güldü. ‘’Saçmalama abi ya!’’ dedim sinirle. Aslında sinirlenmemiştim, utanmıştım. Bu kadar belli oluyordu dışarıdan? Kağıdın içine yazı yazmıştım. ‘’Dünyanın en değerli insanından aldığım en güzel hediye.’’ Ama, ikinci bir milka alınca onun paketini gösterdim abiye. Ucuz yırtmıştım yine.

Zaman geçti. Aralık ayındayız, on iki aralık. Serviste onunla küstük. Araba çok hızlı gittiği için dolmuşçunun biriyle yarışa kapılmıştı. Korkuyordum, kaza yapabilirdik. ‘’Kaza yapar mıyız?’’ dedim korkuyorla. Ama, o yüzüme bakarak ‘’Korkma, bir şey olmaz. Ben varım.’’ dedi. Küs olsak bile başımı yere indirerek gülmeye başladım. İneceğim yere geldiğimde arkaya doğru ilerledim. Arkadaşımı öptüm, çantamı aldım ve aşağıya indim. Eve geldiğimde telefonumdan burç yorumlarına baktım. ‘’Koç burcu, yarım saat sonra çok güzel bir haber alacak!’’ yazıyordu. Telefonu bırakıp giyinmek için gömleğimi çıkaracakken telefonum çalmaya başladı. Arkadaşım arıyordu. Açtım, ‘’Ne yapıyorsun, kanka?’’ dedi. ‘’Giyiniyorum güzelim, sen?’’ dedim. ‘’Kanka, sana bir şey söyleyeceğim ama ani tepki verme.’’ dedi. O kadar heyecanlanmıştım ki. ‘’Tamam, söyle.’’ dedim hızlıca. ‘’Kanka, bizimki senden hoşlanıyormuş! Hemde iki haftadır.’’ dedi. Öyle bir çığlık atmıştım ki, annem içeriden ‘’Ne oluyor?’’ diye bağırmıştı. Annemin yanına giderek ‘’Beni seviyormuş!’’ diye bağırmaya başladım. Telefonu kapattım, oturdum bilgisayarın başına. Daha üzerimi bile değiştirmemiştim. Mesaj attım ona, ‘’Bana milka alsana.’’ demiştim. ‘’Hani küstün sen benimle?’’ diye anında cevap attı. Ah, kıvırcığım benim. Akşama kadar konuştuk. Benden hoşlandığını öğrendiğimi söylediğimde öküz gibi tavırlar sergiledi sonra karşılıklı hislerimiz dedim ve benim kıvırcığım olmaya devam etti. O gece bana seni seviyorum demişti. İlk seni seviyorum deyişiydi.

On üç aralık, sabah servise geç kalmıştım. Ee, o kadar hazırlandım, süslendim. Koşturarak servise bindiğimde ayakta beni bekliyordu. Nefes, nefese kalmıştım. Burnum kızarmıştı. Saçlarım dağılmış, başımda ki şapka yan dönmüştü.
‘’Günaydın!’’ dedim gülerek. O kadar utanıyordum ki, bakmayın böyle rahat yazdığıma. ‘’Günaydın.’’ dedi gülümseyerek ve oturdu her zamanki yerimize. Ben gelmeden önce söylemiş herkese, herkes bekliyor bizim konuşmamızı. Servisçinin aynadan gülerek bakmasını asla unutmam. Servisteki öğretmen bile gülüyordu.
‘’Lafı uzatmayacağım,’’ dedi birden. ‘’Her şeyim olur musun, Gözde?’’ dedi. O an yaşadığım mutluluk tarifsizdi. İlk defa birisi bana böyle bir şey demişti, içim içime sığmıyordu resmen. Sadece başımı sallamakla yetindim. Tuttu elimi, ‘’Terleyene kadar bırakma.’’ dedi. Terlemişti ama bırakmamıştı. O gün okula gelememişti, maçı olduğu için. Her mesajında seni özledim, üç gün nasıl dayanacağım sensiz diyordu. Ertesi günü buluştuk. Burger King’de. Bana kocaman sarıldı, ellerimle yemek yedirdim. Kafeye geçtik.Masada duran bütün çiftler kavgalıydı. Bir biz mutluyduk. Öpüp, öpüp duruyordum. Benimde ya, benimdi. Sarmaladığım vücudunu kendimden ayırdığımda birden öptü beni. İlk öpücüğümdü işte. O kadar güzel öpmüştü ki, dudağımda hala izi var. Eve gitmesi gerekiyordu. Küçük park’ın ortasında onu öyle bir öpmüştüm ki, her gelip geçtiğimde o yeri gördüğümde gözlerim dolar.
Masal gibiydi. Ama, her masal kötü sonla biterdi. İyi son, aptalların uydurmasıydı. 

Kavga etmeye başladık. Dayanamadım, ayrıldım. O kadar pişman oldum ki, gecelerce ağladım. Her gün okulda yalvardım. İstemedi beni, O güzel kıvırcık saçlarını da kesmişti biliyor musunuz? Bir daha uzatmadı saçlarını, o güzel kıvırcıklarını. Değişti. Çok değişti. Herkese yardım eden çocuk, kötü biri oldu. Söylendim kendi kendime. ‘’Bak,’’ dedim. ‘’Bak eserine, bak. Aptal!’’ Ama, faydası yoktu. Getirmiyordu onu geri. İçki içip ondan özür dilediğim gün, sarhoştum. Yanımda durdu, bırakmadı beni ama bir yabancı gibiydi. Son kez öpmek istedim onu. Tamam dedi. Dudaklarından öpmedim, ben aşkı dudaklarından öperek öğrenmedim. Yanaklarını sevmiştim. Yanağına bir öpücük kondurdum ve gittim. Gidiş o gidiş diğer zamanlar hep nefret. Benden nefret ediyordu. Ulan, nefret ediyordu.
Eski sevgilisiyle kavga ettiğimde yanıma geldi ve sevgilisinin yanında, ‘’Beni seviyorsun biliyorum. Beni unutmadın biliyorum. Zaten unutta demiyorum, istesen de unutamazsın. Fakat, benden biraz uzak dur. Sülük gibi yapıştın!’’ dedi. O kadar kötü olmuştum ki. Eve gelip bağırarak ağladım. Kardeşimde, annemde benimle birlikte ağladı. ‘’Abla, istersen döveyim o şerefsizi.’’ dedi kardeşim. Daha dokuz yaşında bir çocuk bunu söylemişti.
Beş tane sevgili değiştirdi benden sonra, sonuncusunda durdu. Onu bırakmadı. Benim için söylemesi acı ama söylenmesi gereken bir gerçek vardı. Sonuncu kıza, ilk zamanlar bana baktığı gibi bakıyordu. Aşıktı o kıza. Bunu söylemek kadar kötü var mıydı hayatta? Dayandım, direndim. Ona şiirler ve mektuplar yazdım, bana aldığı milka kağıdını sakladım. Bana yazdığı ilk uzun yazıyı temize çekerek defterimin en arkasına yapıştırdım. Resimlerini öptüm, resimlerine ağladım, resimlerine kızdım.

O, sevgilisini öptü, sevgilisinin yanında ağladı. O, sevgilisiyle kavga etti diye müzik sınıfının camını yumrukladı, elini kesti. Sevgilisi gülüp geçti. Benim içim parçalandı, eline gidip dokunmamak için içimden ne savaşlar verdim. Bir bilseniz, ah bir bilseniz.
İnsanlara bir ikinci şans verin. Verin ki bu hale getirmeyin. 

Bir buçuk yılın sonunda bitirdim onu içimde. Ne kalbimde bir kırıntısı kaldı, ne yüreğimde bir acısı. 
Yaralarımı saran adam daha fazla yara açıp gitti hayatımdan.
Söylemeyeceğim adını, adı benden saklı.

(via mavi-sonsuzluktur)


Indy Theme by Safe As Milk